Türkiye’deki Futbolun En Büyük Sorunu: İş Ahlakı

Türk futbolunda iş ahlakı sorunu, günümüzde izleyenlerin seyir zevkini kaçırmaya devam ediyor. Peki bu sorunun temel sebepleri neler?

İş ahlakı: İş dünyasında davranışları ahlaki ilke ve standartlar çerçevesinde uygulamayı sağlayan davranış kuralları bütünü…

Genel bir tanım yapmak gerekirse, iş ahlakı ile ilgili olarak yukarıdaki cümleyi örnek gösterebiliriz. Fakat Türkiye’de, futbolcular, kulüp başkanları, teknik direktörler, hakemler, yorumcular ve bu şekilde uzayıp gidecek onlarca farklı iş kolunda iş ahlakından bahsetmek oldukça zor gözüküyor.

Herkesin birer Alex Ferguson edası ile konuştuğu, 82 milyon insanın en büyük ortak hobilerinden biri olan futbol, Türkiye’de ne yazık ki oynamama – oynatmama temeli üzerine kuruluyor.

Tamamıyla kaos üzerine kurulu bir düzenin hüküm sürdüğü Türk futbolunda, izlenebilirlik seviyesi günden güne düşmeye devam ediyor. Ülkeye gelen popüler futbolcuların bile bir yerden sonra iş ahlakından uzaklaşıyor olması, Türk futbolunun ne denli büyük bir bataklıkta olduğunun en büyük göstergesi diyebiliriz. Fakat bu konuyu birkaç spesifik başlıkta inceleyerek bir çıkarım yapmak, iş ahlakının Türk futbolcularında ve yöneticilerinde neden bulunmadığını anlamak adına daha belirleyici olabilir.

  • Futbolcular

Futbol yorumcularından çevrede konuşulan herhangi bir yakına kadar, herkesin uzun yıllardır en büyük sorun olarak gösterdiği klişe kavram muhtemelen “altyapı” olacaktır. Fakat tüm liglerdeki bütün kulüplerin altyapıdan “nadiren” çıkardığı birçok futbolcu, “bilinçli” izleyiciye ‘keşke çıkmasaydı’ dedirtecek cinsten..

Altyapıdan önce bakılması gereken en önemli nokta, Türkiye’deki Türk futbolcuların yüzde 90’ına varan bir kısmının oynadıkları, para kazandıkları oyunu beleşçilik, fırsatçılık üzerine kurması. Takım ve oyuncu fark etmeksizin, her hafta oynanan karşılaşmaları gol ve pozisyonlardan ziyade oyuncuların hareketlerine, tepkilerine dikkat ederek izlemek bu fikri daha da netleştirdi.

Rakip takımın atağında pozisyonda faul veya ofsayt yokken, üstelik bir süredir uygulanan VAR sistemi – tarafsızlığı ve doğru karar verme oranı tartışılabilir – bulunurken, futbolcuların hakeme itiraz etmesi veya gerçekten ofsayt diye durduğu yerde kalmasının çok fazla bir açıklaması bulunmuyor. Özellikle gollerden sonra VAR odasında tüm pozisyonlar incelenirken, elbette ki ofsayt veya faul detayları da gözden geçiriliyor. Eskiye göre golün iptal edilebildiği bir teknolojide, Türkiye’deki futbolcuların bu kadar eski kafalı kalması en basit haliyle “ahlaksızlık” olarak tanımlanabilir.

Fakat bu durum sadece Türk futbolcuları için de geçerli değil. Türkiye’ye gelen yıldız oyuncular bile, bir süre sonra oyunun itiraz ve fırsatçılık üzerine kurulu oynandığını fark ederek “ahlaksız kitleye” dahil oluyor.

16-17 yaşına kadar altyapıda oynadıktan sonra kulübünün A takımında resmi maça çıkan bir futbolcu ilk olarak izleyicilere kendini yere atmayı öğrendiğini sergiliyor. Keza ligde uzun yıllardır oynayan, tecrübeli futbolcu abilerinden de bugüne kadar yalnızca bunu öğrenmiş oluyorlar. İş etiğinden yoksun futbolcular, ülkedeki futbol izleyicilerinin Türkiye Ligi’nden günden güne uzaklaşmasını sağlıyor. Birçok izleyici, 90 dakikalık bir işkence yerine daha sistemli ve tempoya dayalı üst kalibre ligleri takip etmeyi seçiyorlar. Topun oyunda kalma süresi gibi teknik detaylara girmeden, aradaki farkın ne denli uçurum seviyesinde olduğunu Türkiye ile farklı bir Avrupa ligini izleyerek tespit etmek mümkün.

Hayali, Türkiye dışına çıkma, daha büyük bir kulübe gitme, kendini geliştirmek gibi bir isteği olmayan futbolcular, doğal olarak ligdeki seyir zevkini dibe vuruyor. Tabi ki bu durumun en büyük nedenlerinden biri olarak da, ligde aldığı maaş/performans dengesi hiçbir şekilde tutmayan bir skalanın olması da gösterilebilir. Tek hayalinin kendini A takıma atarak daha fazla maaş almak olduğu bir ülkede, futbolcuların oyuna dahil olma isteği de yerlerde geziyor.

  • Hakemler

Türkiye’de maçlarda görev alan hakemler, her hafta linç yemeye devam ediyor. X takımının kazandığı maçtan sonra “hakeme rağmen kazandık”, kaybettiği maçtan sonra “hakem engel oldu”, puan kaybedilen bir maçtan sonra “hakem 2 puanımızı çaldı” diye farklı farklı linçler yemesi, yine hakemlerin kendi performansından dolayı ortaya çıkan bir sonuç olarak gözüküyor. Çünkü Türkiye’de neredeyse tüm hakemler, maçın kontrolünü düdük çalarak alabileceğini düşünüyor. Oyunun temposunun ve topun sahada kalma süresinin en büyük sebeplerinden biri olarak da, bu nedenle hakemler diyebiliriz.

Aynı hakemin farklı maçlarda, birbirinin kopyası pozisyonları farklı kararlarla değerlendirmesi ise, hakemlerin günlük kararlar verdiğinin ve bu noktada da iş ahlakının olmadığının en büyük kanıtıdır. Her hafta gollerden, tempodan, kaliteli oyundan bahsetmek yerine hakemlerin konuşulduğu bir ülkede, bu kalitesizliği en az futbolcular kadar hakemler de yaratıyor.

  • Kulüp Yöneticileri

Futbolcuların futboldan bu kadar uzak olduğu bir ülkede, kulüp yöneticilerinin futbola ne kadar yakın olduğu da sorgulanabilir. Anlık kararlar alan, vizyondan yoksun, günü kurtarmak için geleceği düşünmeyen kulüp başkanları, bugüne kadar birçok kulübü batırdı. Türkiye’de demirbaş olarak gösterilebilecek birçok kulüp, yöneticilerin beceriksizliği yüzünden adeta tarih sahnesinden silindi, alt liglerde genç futbolcularla tutunmaya çalışıyor.

Vizyondan yoksun demişken, özellikle alt sıra takımlarının başkanlarının bir önceki sene takımı küme düşüren, Türkiye kariyerinde galibiyeti olmayan, 10 sene boyunca her yıl farklı bir kulüp çalıştırıp hiçbir takımda sezonu bitiremeyen teknik direktörleri kulübün başına getiren başkanlardan da söz etmek gerekiyor. Sadece ismi olduğu için, “yerli hocadır, bize uyum sağlar” düşüncesinde olduğu için yerli teknik direktör getiren başkanlar, kulüplerin kaderini etkilemeye devam ediyor.

Türkiye kariyerinde galibiyet alamadan eski kulübüne veda eden hocanın yeni sezona takım çalıştırarak başlaması nasıl ki vizyonsuzluksa, bir önceki sene kulübünü küme düşüren bir teknik direktörün hala takım bulabilmesi, Türk futbolunda işlerin nasıl yürüdüğünün bir göstergesidir.

  • Yönetenler

Türkiye’de sahanın içindekiler her ne kadar kaliteyi günden güne geriye götürse de, saha dışındaki yönetenlerin payı da bu durumun ortaya çıkmasında çok fazla. Kulüp yöneticilerinin dışında, federasyon başkanlarının, yetkililerin de çok vizyon sahibi olduğunu söylemek zor. Özellikle bu sene arşa çıkan “zemin” konusu, yetkililerin en büyük ayıbıdır. Sahadan buhar çıkan, patates tarlasından farksız, ayakta durulamayan sahalarda maç oynanmasına izin verip de “sporcu sağlığından” bahsetmek de, yine sadece Türkiye’de görülebilecek bir şey sanırım.

Sonuç: Yönetenlerin sorumluluktan kaçındığı, yöneticilerin beceriksizliklerini hala sürdürdüğü, teknik direktörlerin başarısız olmalarına rağmen kulüp bulabildiği, hakemlerin çıkarlarına göre karar verdiği, futbolcuların ilk amacının “hakemi kandırmak ve itiraz ile sonuç almak” olduğu bir ülkenin futbolundan çok da bir şey beklememek gerekiyor.

Sadece Türkiye sınırları içinde büyük olan büyüklerin(!) Avrupa’da puan alamadan, gol atamadan kevgire dönüp gelmesi de, tüm bu nedenlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Bir gün tüm bu döngüden kurtulup gerçekten futbol izlemeye başlayabilir miyiz? Çok zor.

Tüm bu vizyon, ahlak, istek gibi kavramları da yazının sonunda tek bir örnek ile açıklayabiliriz:

2011 yılında, Kartalspor ile RB Leipzig, Antalya’da karşı karşıya geliyor. Tam 10 yıl önce iki takım da kendi ülkelerinin amatör liglerinde oynuyor.

2021 yılında RB Leipzig, hem Almanya’nın hem de Avrupa’nın en iyi takımlarından biri olarak başarı peşinde koşarken, Kartalspor ise hala İstanbul Süper Amatör Lig’in pandemi sonrasında başlamasını bekliyor.

Aradan 9 sene geçiyor, Leipzig Şampiyonlar liginde Yarı final oynuyor.. Kartalspor İstanbul Süper Amatör Lig’de mücadele ediyor ve Amatör liglerin başlamasını bekliyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir