Oscar Wilde- Dorian Gray’in Portresi

Tanıtım ve İnceleme

Hedonizm yağmurlarında yıkanan şu devirde, ruhunu bu yağmurlardan kurtarabilen yüce ruhlara selam olsun. Çoğumuz var olan bir şeyin iyi ya da kötü olması hakkında çeşitli hipotezler öne süreriz. Kime göre iyi, kime göre kötü olduğunu düşünmeden sayısız ahkamlar kesip bir de bu ahkamlar üstünden birilerini yargılarız. Peki biz kimiz? Dışarıya yansıttıklarımız; ruhumuzun bir parçası mı, toplumsal dayatmaların sonucu mu, yoksa insanların bizi zaten görmek istediği gibi gördüğü halde çırpınarak yansıtmak istediklerimiz mi? İşte tam bu karmaşanın içinden, 19. yüzyılda çağın otoriter rejimine kafa tutan bir ses geliyor kulağımıza, Oscar Wilde. Genelde öyküleri ve şiirleriyle tanınan yazar, kendisine roman yazabilecek yetisinin olmadığı söylenmesi üzerine kısa bir süre içerisinde Dorian Gray’in Portresi’ni yazmıştır. Dorian Gray’in Portresi’nin ortaya çıkışı aslında bir bakıma Wilde’ ın yok oluş fermanı olarak tarihe geçmiştir. Bu yok oluş, yazarın bireysel melankolisi ya da ikili ilişkilerinden köken almıyordu, bu yok oluş dönemseldi. Zaten yaşayış biçimi ile toplumsal hedef haline gelen yazarımız bu romanla birlikte herkesin perde arkasından savurduğu sözlerin doğruymuşçasına somutlaştırılmasına neden oldu. Daha sonra cinsel kimliği nedeniyle toplumu “ahlaksızlaştırdığı” gerekçesiyle 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırıldı. Hapis cezası sonrasında ailesinin kendisinden utanması sebebiyle soyadını değiştirmesiyle kimsesiz biçare bir insan konumuna düştü ve yoksullukla daha da kırbaçlanan dönemsel baskı yüzünden genç yaşta vefat etti. Bu denli baskıcı bir dönem olan Victoria döneminden ufak çaplı bahsedeyim -ki bahsetmek istiyorum- çünkü bu şekilde ancak yazarın ‘’sanat, sanat içindir’’ güdüsüyle yazdığı manifesto niteliğindeki bu romana anlam kazandırabilirim. Victoria Dönemi insanların gösteriş boyunduruğu altında hissiyatlarını kaybettiği, dar görüşün egemen olduğu, aristokratın aristokrasiyi, proleterin ise sonuna kadar proletaryayı hissettiği, insani değerlerin ayaklar altına alındığı, cinselliğin çay saatlerinde ayıplanıp bastırılmış bir şekilde kuytularda vücut bulduğu, somut dış güzellik üzerine kurulup soyut güzelliğin ayaklar altına alındığı sosyolojik açıdan tam olarak anlaşılamayan bir dönem olarak tarihe geçmiştir.

unnamed.jpg

Dönemin ayak izlerinden ve romanın ortaya çıkışından bahsettikten sonra artık kitabın konusuna dönebiliriz. Dorian Gray’in Portesi, kendi görünüşünün portreye yansımasıyla beraber narsisizme gümbür gümbür kapılan genç karakterimiz olan Dorian’ ın zamanla bu güzelliğinin baki kalması için ruhunu şeytana teminat göstermesi, bu teminat sonrası da çeşitli arayışlara giren yozlaşmış, tamamen hedonist bir yaşama yönelen bir gencin hikâyesidir. Roman temelde 3 karakter üzerinde şekillendiği için kısaca onlardan da bahsedelim; Basil Hallward, Dorian Gray’ in yakın arkadaşı ve sanat çatısı altında henüz Dorian’ ın ruhunun yozlaşmadığı dönemlerdeki dostudur. Basil Dorian’ı taparcasına beğenen, sanatının ancak Dorian’ ın varlığında oluşabileceğine inanan bir ressamdır. Bir diğer karakter olan Lord Henry Wotton ise, Basil’ın Dorian’ın portresini yaparken orada bulunan arkadaşıdır. Dorian ile Henry’ nin bu tesadüfü tanışıklığı Dorian’ ın bu aşamadan sonra oluşan dünya görüşü üzerinde bir hayli öneme sahip olmuştur.

Lord Henry, hayatın sadece somut nitelikler ve bu somut nitelikleri destekleyen haz, estetik ve güzellik anlayışı üzerine kurulduğunu düşünen bir aristokrattır. Daha masum ve stabil düşüncelere sahip olan Dorian ise daha kendini bile tam olarak tanıyamamış, fiziksel güzelliğini Basil’ ın tablosunu yapması üzerine fark eden bir karakterdir. İşte o güzeller güzeli Dorian’ ımızın ruhsal devinimi tam olarak bu tablo ile başlamaktadır.

Kitap üzerine kendi yorumlarımı size dayatmak istemiyorum o yüzden bu paragrafı eğer kitabı henüz okumadıysanız okumanızı tavsiye etmiyorum. Çoğu yerde kitabın karakterleri için: Basil karakteri melek, Henry karakteri ise şeytan tasvirinde olduğu nitelendirilmiş ki buna katılmıyorum. Eğer bu karakterleri Wilde’ ın da yapmak istediği gibi bir bütün olarak ele alır ve karakterleri bir temsile vardıracak olursak bu temsili en iyi id, ego ve süperegonun karşılayacağını düşünüyorum. Bu tasvirleşmede id ne kadar kötü olarak algılanıp Henry’ e yüklenecek olsa bile idin her zaman kötü olmama olanağı ile melek ve şeytan tasvirindense daha oturaklı bir temsile kavuşturulduğunu düşünüyorum.

Hayatıma dokunan nadir eserlerden biri olan bu eser, okuyucuyu okurken sıkmadığı gibi sürekli beklenenin aksi şekilde yazılmasıyla okuma heyecanını hep yüksek tutuyor. Kitabın bu denli verimli olması diğer sektörlerde de kendini göstermesine olanak sağlıyor. Dorain Gray’in Portresi zamanla tiyatro eserlerinde, radyo kesitlerinde ve beyaz perdede kendine yer bulmuştur. En son olarak 2014 yılında çoğu roman karakterinin de dahil edilip kurgulandığı Penny Dreadful dizisinde kendine yer bulmayı başarmıştır.

Kendi yeterlilik düzeyime göre roman hakkında vereceğim bilgiler bununla kısıtlı olmakla beraber umarım Dorian Gray’ in Portresi adına az çok bir şeyler katabilmişimdir size, iyi okumalar dilerim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir