Hoş Geldin Tuchel! / Chelsea vs. Wolves / Premier Lig 20. Hafta

Premier Lig’in 20. haftası, sorunlarla boğuşan iki takımın mücadelesine sahne oldu. Efsanesi Frank Lampard’ı kovan Chelsea, birkaç saat önce takımın başına geçen Thomas Tuchel önderliğinde, sarsıntılı bir dönemden geçen Wolves’u ağırladı. 0-0 biten maç, Tuchel’in Chelsea’si hakkında bazı fikirler vermesi açısından ilgi çekiciydi.

1 – KONTROL CHELSEA’DE

Maçın tamamında Chelsea, topun kayıtsız şartsız hakimi olan taraftı. Rakibin Wolves olmasının da etkisiyle Maviler, üretkenliklerini test edebilecekleri bir maç oynadılar. Ana planları, sahanın tamamına yayılmak üzerineydi. Topa sahip olmak isteyen, büyük takımların geleneği haline gelmiş olan bu yayılma isteğini gerçekleştirirken, 3-2-3-2 diye rakama dökebileceğimiz bir dizilişleri vardı. Gerideki Rudiger – Thiago Silva – Azpilicueta üçlüsü, oyunu pasla kurmakla görevliydi. Önlerindeki Kovacic ve Jorgingo, savunmadan topları alarak, Ziyech üzerinden oyunu sağ veya sola açmaya; arka beşli ve ön beşli arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışıyordu.

Efsanesi Lampard'la yollarını ayıran Chelsea, parlayan teknik adamlardan, Tuchel ile anlaştı. Alman teknik adamın ilk sınavı, Wolves'a karşıydı. Efsanesi Lampard'la yollarını ayıran Chelsea, parlayan teknik adamlardan, Tuchel ile anlaştı. Alman teknik adamın ilk sınavı, Wolves'a karşıydı. Chelsea’nin çuvalladığı noktalardan biri de burasıydı. Çünkü Wolves, kendi yarı sahasının dışında hiçbir baskı uygulamıyordu. On kişiyle kendi yarı sahalarında bekliyor ve hatların arasını olabildiğince daraltıyorlardı. Hâl böyle olunca, Kovacic ve Jorginho, Ziyech’i bulmakta bir hayli zorlandı. Sağ çizgiden merkeze doğru yaklaşan; rakibin 5’li savunması ve 4’lü orta sahası arasına girerek top almaya çalışan Faslı oyuncu, bu iki hat arasında oldukça yalnız kaldı ve kolayca marke edilebildi. Ziyech, istediği topları alamadıkça geriye gelmeye veya çizgilerde kalmaya başladı. Bu, Chelsea’nin orta alanda by-pass yapması anlamına geliyordu.

Efsanesi Lampard'la yollarını ayıran Chelsea, parlayan teknik adamlardan, Tuchel ile anlaştı. Alman teknik adamın ilk sınavı, Wolves'a karşıydı.

Böylesi sıkı tutulan bir orta alana karşılık by-pass uygulamak, mantıklı bir hamledir ve sıkça kullanılır. Ayrıca kanatlardaki etkinliğinizi arttırmanıza da yardımcı olur. Fakat içeride üç tane kuleye sahip olan bir rakibe karşı kenar ortaları, pek bir anlam ifade etmez. Chelsea’nin, sık sık bu tarz rakiplerle karşılaşacağını hesaba katarsak, merkez hücumlardaki opsiyonlarını ve etkinliklerini arttırmaları şart gibi gözüküyor. Bunun için Tuchel’in yapması gereken ilk hamle, orta ikiliye yaratıcı bir oyuncu eklemek. Chelsea orta sahasında, Sarri döneminden bu yana süregelen durağanlığı aşmanın tek yolu bu. Oraya monte edilmeye en uygun profile, Ziyech sahip bence. İkili mücadelelerdeki başarısını bir tık yukarıya çıkartması hâlinde, topla daha çok buluşabileceği ve merkezdeki yaratıcılığı arttırabileceği 8 numarada oynaması, Chelsea’ye bir hareketlilik kazandıracaktır.

⦿ Havertz Planı

Chelsea’nin şişik kadrosunun en büyük problemi, tartışmasız şekilde Kai Havertz. Bundesliga’da iyi bir performans gösterdikten sonra 80 milyon Avro karşılığında transfer edilen genç yeteneğin performansı ve nasıl kullanılması gerektiği, bir sorunsala dönüşmüş vaziyette. Lampard tarafından on numara, sağ kanat ve sahte dokuz olarak değerlendirilen Alman, hiçbir bölgede verimli olabilmiş değildi. Thomas Tuchel’in göreve getirilmesini, Havertz açısından iyiye yoranlar çoğunluktaydı. Ki bu maç, en çok da Havertz’in yeni rolü açısından merak ediliyordu.

Oyuncunun Wolves karşısında ileri üçlünün solunda konuşlanması, bence geçici değil kalıcı bir şey. Zira böylesi bir rolde oynaması, onun bireysel becerilerini göstermesi açısından en doğrusu. Çünkü onu “half-space” üzerinde oynatmak, onun muntazaman bir koridoru kullanması ve yerleşik savunmalar tarafından adam-adama marke edilememesi anlamına geliyor. Kullanacağı bu koridorlarda yapacağı toplu ve topsuz koşular, hızını kullanarak hatları delme imkânı sağlayacaktır. Ayrıca Giroud gibi, takım arkadaşlarına boşluklar yaratma konusunda ustalaşmış bir santraforla oynamak da onun için çok faydalı olacaktır. Eğer bu ikiliyi aynı anda sahada görmeye devam edersek, Tuchel’in kafasındaki planda Havertz, ana skorer olarak yer alıyor demektir.

Efsanesi Lampard'la yollarını ayıran Chelsea, parlayan teknik adamlardan, Tuchel ile anlaştı. Alman teknik adamın ilk sınavı, Wolves'a karşıydı.

Wolves’un önceliği ise, uzun süredir başaramadıklarını başararak, gol yemeden mücadeleyi tamamlamaktı. Geçmiş sezonlarını anımsatan ana planlarının temeli de gol yememek üzerineydi zaten. Maçın tamamında kendi sahalarındaydılar ve takım boyları 35 metreyi aşmadı.

2 – YAPILAR AYNI KALDI

Maçın ikinci yarısının başında, iki takım da aynı taktik planla sahadaydı. Gözle görülür derecedeki tek farklılık, Chelsea’deki istek artışıydı. Özellikle 45-60 arasında, kaybettikleri topu kazanma açısından seviye atlamış gözüküyorlardı. Ancak ilerleyen dakikalarda düşüşe geçtiler. 60. dakikadan sonra değişikliğin gelmemesi beni hayli şaşırttı. Bu noktada Werner’in, Havertz yerine oyuna dahil olması mantıklı olabilirdi. Yine sol koridorda, daha gole yakın şekilde oynayan bir Werner, Wolves’un savunma dengesini sarsabilirdi. Ya da 76’da oyuna giren Pulusic, çok daha erken alınabilirdi oyuna. Chelsea’nin bu denli bir düşüş yaşaması, maçın temposunu daha da düşürdü. Konuk ekip Wolves, yakaladığı en net pozisyonu da 72. Dakikada yakaladı zaten; değişikliklerin gelişinden hemen önce.

Pulusic ve Abraham’ın oyuna girmesi, tempoyu bir anda çıkışa geçirdi. Sağ kanada yerleşen Pulusic, sık sık içeriye top gönderme fırsatı buldu. Ancak, daha önce de söylediğim üzere, merkezde bu denli kalabalıklaşabilen Wolves’a karşı bu toplar, pek etkili olamadı.

Son dakikalarda Chelsea üstünlüğünde geçilse de, gol veya net bir pozisyon göremedik.

3 – CHELSEA’Yİ NELER BEKLİYOR

Thomas Tuchel’in bu maçta gösterdiği yapı, elbette ki değişimlere uğrayacaktır. En nihayetinde hoca, tek bir antrenmanda takımıyla çalışabildi henüz. Öte yandan Chelsea’nin, tıpkı bu maçta olduğu gibi, top odaklı kalacağına kesin gözle bakıyorum. Kadro yapısının toplu oyun gerektirmesinin yanı sıra, dün akşam gördüğümüz saha yayılımı da buna delâlet.

Bu doğrultuda çözmeleri gereken ilk problem, merkezdeki yaratıcılık meselesi. Benim fikrimce, merkezde, bireysel yaratıcılığı üst seviyede bir oyuncu kullanmaları şart. Dediğim gibi, Ziyech bunun için en uygun oyuncu gibi duruyor. Onun arkasına da Mason Mount’u yazarım ben. İkisi de saha görüşü ve dripling becerisi olarak – bunlar, “bireysel yaratıcılık” kavramının en önemli kollarından ikisidir – belli bir seviyenin üzerindeler. Ayrıca Giroud’nun da bu konuda çok yardımcı olabileceğini ve ilk 11’in değişilmez ismi olacağını düşünüyorum. Onun gibi; duvar olarak pas dolaşımına katkı sağlayabilen, rakip stoperi sırtında getirerek boşluklar açabilen ve düzenli olarak skor üretebilen bir santrafor bulmaları çok zor. Tammy Abraham da Giroud’nun arkasından gelecektir. Bu da, Werner’in sol kanatta kullanılacağı anlamına geliyor. Pulusic, CHO, Kante ve Mount’a yer bulmak da ayrı bir sorun.

Demem o ki, Tuchel’in üzerine düşünmesi gereken çokça problem var. Ancak hepsini detaylıca düşünüp, tartacak vakti olacağını sanmıyorum. Yani deneme – yanılma yoluna da sıkça başvuracaktır bu süreç içerisinde. Kendisini ve Londra’nın mavi yakasını, hiç de kolay olmayan bir dönem bekliyor. Ona başarı ve sabır dilerken, bir başka Premier Lig haftasında görüşmek üzere, sizlere de veda ediyorum.

Keyifli Haftalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir