Floyd Vari İşler

1965 belki çok eski bir tarih bizim için, fakat konu Pink Floyd ve ürettikleri müzik olunca tarih o kadar da eski değil. Yaklaşık 50 yıla sığmış bir kariyer, içerisinde sayısız albüm ve konser. Kitaplara ve belgesellere konu olmuş bir grup olan Pink Floyd’u derinden inceleyelim.

2.Dünya Savaşı sonrası doğan 40’lı nesilden olan grup üyeleri dertlerini müzik ile anlatma peşindeydi. Savaş sonrası değişen bir dünyada kurulmuş olan grup, Roger Waters, Richard Wright, Nick Mason ve Syd Barrett’dan oluşuyordu. Grubun kurulmasından kısa süre sonra yaptıkları özel şovlar ve şarkı sözlerinin felsefi içerikler barındırması ile grup sevilmeye başladı. Müziklerini üretmeye başladıkları dönemde eleştirmenler dâhil olmak üzere kimse ne müzik yapıldığını kavrayamıyordu. İşte Pink Floyd bu yüzden özel ve sevilen bir grup olmuştu. Kendi tarzlarında bir efsane olma yolundaki kariyerleri böylece başlamış oldu.

Davulcu Nick Mason hariç grubun ayrılamyan üyesi olmadı. Syd Barrett’in 1969’a kadar gitaristliğini yaptığı grup ( grup kurulurken en başlarda Bob Klose’da kısa bir süre grupta yer almıştı ) David Gilmour’un Barrett yerine gitara geçmesiyle kemik kadrosunu oluşturmuştu.

Gilmour’a ilk gitarı kendisi 13 yaşındayken bir komşusu tarafından hediye edilmişti. Kendince çalıp öğrenmeye çalışan Gilmour’un ilk hocası ise daha sonradan grupta yerini alacağı Syd Barrett idi. Gilmour, Joker’s Wild adlı bir grup ile Fransa’da bir sene kaldı ve daha sonra İngiltere’ye döndü. Joker’s Wild grubu bu dönüşün ardından dağıldı. Gilmour’un grubu bu dağılmayı yaşarken Barrett ise kendi grubu Floyd’dan uzaklaşmaya başlamıştı ve en sonunda gruptan ayrılınca yerine Gilmour geçmişti. Kendisinin bir uçuş tutkunu olduğunu da söylemek gerek. Model uçak koleksiyonu bulunmakta ve havacılık gösterilerine katılmaktadır.

Basçı Roger Waters ise babasını savaşta kaybetmiş biriydi. Aslında başlarda mimarlık öğrencisi olan Waters, Megadeths isimli bir grup içerisinde yer almıştı fakat bu grupla kendi ifadesine göre ‘sadece kazanacağımız paraları konuşup onlarla ne yapacağımıza karar verirdik’ diyor. Bursunu gitar almak için harcayan, diğer enstrüman çalanlar ile okulda ayrı bir odada takılan ve okulda anlatılanları umursamayan biriydi Waters. Cambridge’den ayrılıp Londra’ya geldiğinde ise Nick Mason ve Richard Wright ile tanıştı. Bu üçlü The Screaming Abdabs ve The T-Set isimli gruplarla çalmıştı. Yoğun blues etkisi hissedilen müziği ve lirikal açıdan sahip olduğu zekâ grubu ön plana çıkarmıştı. 1980’li yılların ortasında gruptan ayrılmıştı ama bıraktığı etki bugün hala Pink Floyd ismi duyulduğunda akla gelmesiyle anlaşılıyor zaten.

Klavyeci Richard Wright ise mimarlık okumaya karar vermeden çok önce piyano, harmonium, çello gibi aletler çalmayı öğrenmişti. Çok üretken biri olduğu bilindiği halde ürettiklerini hep saklamıştır Wright. İyi çalmadığını düşündüğü zamanlarda ise bırakıp gittiği de olmuştur. Mellotron alıp daha fazla müzik üretme amacındaydı ve bu amaca da yıllar sonra ulaştı. Fakat ürettiklerini görme ihtimalimiz biraz zayıf.

Gelelim Nick Mason’a yani grubun değişmeyen tek üyesine. Nick’in ailesi varlıklı bir aileydi ve kendisini iyi okullarda okutmuşlardı. Okuduğu ilkokulu Frensham Heights’da gelmiş geçmiş en hayta öğrenci olarak hatırlanıyor. Küçük yaşlardan itibaren davul, keman, piyano çalmayı öğrenmişti. Politeknik okuluna geldiği zaman Rick ile aynı dairede yaşıyorlardı fakat bir süre sonra ailesinin evine taşındı. Rick’in daireden ayrılmasıyla o daireye Waters ve Barrett yerleşti. Okulda aldığı eğitim pek umurunda değildi. Kendi ifadesiyle ‘Yıldız olma fikri çok hoşuma gitmişti, müzikten başka bir şey yapmak istemiyordum’ diyor.

Grubun isim hikâyesi ise Blues üstatları olarak bilinen Pink Anderson ve Floyd Council’in isimleri birleştirildi ve ortaya Pink Floyd çıktı. Daha önce ise isim olarak Sigma 6, The Megadeaths, The Architectural Abdabs, The Abdabs, The Tea Set, The Pink Floyd Sound gibi isimler kullanıldı. Gruba ismini veren kişi ise kısa bir süre grupta kalan Syd Barrett idi.

Barrett’ın müzik konusundaki düşünceleri kendine özgüydü. Grupların kendi müziklerini kendi kaydetmelerini, albümlerini kendilerinin basmalarını, dağıtımı ve satış işlerinin hepsini grup kendi başına yapmalı diye düşünüyordu. Grubun bütün şarkı sözlerini o yazıyordu ve müzikal açıdan da müthiş bir etkisi vardı. . Fakat Syd’in varlığı gruba zarar vermeye başlamıştı. Syd Barrett’ın performansı gittikçe düşmekteydi. Bunun sebeplerinden biri de uyuşturucu alışkanlığıydı. Stüdyoda grupla beraber yer almıyor, sahnede ise performansı ciddi manada düşük oluyordu Bu olaylar sonucu Barrett gruptan ayrıldı. Bu ayrılık ile grubun müzikal çizgisi de değişmişti. Progressive bir anlaşıya yaklaşan grup, Syd’in ayrılığı sonrası film müzikleri ve deneysel türde parçalar yaptı.

1968 yılının Haziran ayında çıkan A Saucerful of Secrets albümü Pink Floyd’un tek beş kişilik işidir. Jugband Blues parçasının sözleri Barrett’a ait ve Remember A Day parçasında ise gitarları çalan Barrett’dı. Fakat albüme tek katkısı bu olmuştu ve onun Floyd kariyerinin sonu böyle gelmişti.

A Saucerful of Secrets

Albüm kapağının hikâyesi Gilmour tarafından şöyle anlatılıyor; ‘Roger ve Nick’in albüm kapağını herhangi bir müzikal formda yapmaktansa mimari bir diyagram oluşturmayı düşündüklerini anımsıyorum. Kapak müziğin güzelliğinden değil de duygulardan oluşan bir öyküyle ortaya çıkacaktı. Böyle de oldu’.

İstatistiksel olarak dünyada her 12 kişiden biri The Dark Side Of The Moon albümünün cd ya da plak olarak bir kopyasına sahip. Stanley Kubrick ‘Otomatik Portakal’ filminde ‘Atom Heart Mother Suite’ albümünü kullanmak istemiş ama bu isteği reddedilmiştir. Bir diğer albüm bilgisi ise Def Leppard grubunun 1981 yılında çıkan albümü High’n ‘Dry’ın kapağı aslında daha önce Floyd’a ‘Atom Heart Mother Suite’ albümü için önerilmiş fakat grup inekli fotoğrafı kapak yapmaya karar vermiştir.

The Dark Side Of The Moon

Tarihin en iyi albümlerinden biri olan The Dark Side Of The Moon 1973 yılında çıkışını yaptı. Albümde saksafon, kadın vokaller, grup üyelerinin konuşmalarının şarkı içlerinde kullanılması gibi yeniliklerle gelen albüm 40 milyona yakın sattı ve tarihin en çok satan albümlerinden biri oldu. Fakat grup üyeleri Nick ve Gilmour’a göre Floyd’un en iyi albümü bu albüm değil. Onların düşüncesine göre bu albüme tanıtım için bir para ayrılmış ve basın albüm tanıtımı için gruba destek olmuştu. Zaten albümdeki parçalar daha önce konserlerde çalınmış ve bilinen parçalardı. Kayıtların iyi olması grubun işini kolaylaştırmıştı. Albümün ses mühendisliğini de Alan Parsons’ın yapmış olduğunu söylemeden geçmemek lazım.

Albümün kapak hikâyesi ise biraz alışılmışın dışında çünkü grup üyeleri kapağı sadece 3 dakika içinde seçmişti. Belki de grup bu tarihe geçecek işin her nasıl olsa mükemmel olacağını biliyordu ve bu kapak seçimi efsaneye efsane katmış oldu. Strom Thorgerson grup üyelerine yedi farklı tasarımını sundu. Üyeler ortaklaşa olarak prizmayı seçip ‘Kayıtlara geri dönmeliyiz’ diyerek gittiler. Seçilmeyen kapaklardan biri Marvel çizgi roman kahramanlarından biri olan Silver Surfer’dı.

Albümü dinlerken fark edebileceğiniz detaylardan biri ise Roger Waters’ın konuşmaları. Ses sistemi için çalışanlara, tırcılara, ışıkçılara ya da diğer grup elemanlara verdiği cevaplar bu konuşmalar. Albümün isim hikâyesi ise biraz karışık. Albüm başta Eclipse (A Piece For Assorted Lunatics) ismine sahipti. Medicine Head isimli bir grup 1972 yılında Dark Side Of The Moon isimli bir albüm çıkarmıştı. Fakat Medicine Head grubunun albümü yeteri kadar başarılı olmayınca Pink Floyd ekibi Dark Side Of The Moon ismini kullanmaya devam etti. Albüm 1 Grammy ödülü de kazanmıştı.

Clare Torry ‘The Great Gig In The Sky’ parçasında vokal yapması için Alan Parsons tarafından ikna edilmişti. Torry’ye telefon geldiğinde Torry’nin bildiği tek parça See Emily Play şarkısı idi. Torry ‘ Beni hiç etkilemedi. Benim favori grubum değillerdi. Eğer Kinks olsalardı kendimi gökyüzünde hissederdim’ diye bir açıklama yapmıştı.

The Wall

1979 çıkışlı diğer bir efsane ise The Wall albümü idi. Toplumsal bir eleştiri ve Waters’ın yaşamından kesitler içeren bir albümdü bu. Albümün ismi ve kapağı Montreal konserinde Waters’ın bir seyirciye tükürmesi fikriyle gündeme gelmişti. Seyirciler ve sahne arasına bir duvar konulma fikriyle yola çıkılan bu olay albümün ana karakteri ‘Pink’in kendisi ile dış dünya arasına duvar örmesine kadar varmıştı. Albümde eğitim sistemleri, kadın erkek diyaloğu, radikalizm, yalnızlık, savaş ve çevresel etkenler gibi insan hayatı ve psikolojisiyle doğrudan veya dolaylı ilgisi bulunan pek çok konu hakkında da ciddi eleştiriler vardır. Albüm birçok simge ve gönderme ile dolu. Klipleri izlemeniz ve albümün şarkı sözlerini okumanızı tavsiye ederim.

Grup üyeleri ile ilgili birkaç ilginç bilgi vereyim. Gilmour, Mason ve Wright ölen menajerleri O’Rourke için cenazede Fat Old Sun ve The Great Gig In The Sky parçasını çaldılar. Syd Barrett’ın resme de yeteneği vardı ve çizdiği 10 resmi yaklaşık 50.000 pound’a satıldı. Roger Waters bir televizyon programında sorulan bir soru üzerine David Gilmour ile hiçbir zaman yakın arkadaş olamadıklarını söyledi. Syd Barrett’in annesi Cambridge’deki evlerinde pansiyoner ağırlardı. Junichiro Kouzumi’de bu evde kalanlardan biri. Kendisi kim diye soracak olursanız 2001-2006 yılları arasında Japonya’da başbakanlık yapmış biri.

Bir ilginç hikâye de bizi ilgilendiren bir hikâye. Normalde şarkılarını toplama albümlerde kullandırtmayan Roger Waters, Wish You Were Here parçasını TRT’de yayınlanan ve Şener Yıldız’ın sunuculuğunu yaptığı Rock Market için vermişti. Şener Yıldız ise durumu ‘1987 yılında Waters’a 3 kere mektup yazdım sonunda kendimi acındırdım, Türkiye’de zor şartlar altında Rock müziği sevdirmeye çalışıyorum’ dedim diye anlatıyor ve devam ediyor Şener. ‘Türkiye gibi bir ülkede bunu yapıyorsun öğrencisin ve paran yok. Bunu duyduğumuza üzüldük ve dünyada ilk defa bir şarkımızın hakkını sana veriyoruz’. diye bir mektup geldiğini aktarıyor.

The Final Cut grubun kriz içerisindeki bir dönemine denk geldi. Roger Waters’ın Pink Floyd ile yaptığı son albüm olarak kayıtlara geçmiştir. Waters bu albümde Rick Wright’ın çalmasına izin vermemiş ve Nick Mason’ın da bazı parçalarda çalmasını istememiştir. Gilmour da sadece bir parça seslendirmiştir. Bu anlaşmazlıklar sonucu Waters grubu dağıttığını açıkladı fakat Gilmour Pink Floyd adıyla devam etti ve dava sonucu da kazanan taraf oldu. Waters albüm sonunda gruptan ayrıldı ve solo kariyerinde ilerlemeye devam etti.

Pink Floyd Albümlerinin Listelerdeki Başarı Sıraları

Doğaçlama ve Blues temelli müzikler üreten, uzayda çalınan ilk Rock grubu olmalarından, bir asteroide isimleri verilmesinden, iki değerli grup üyelerini kaybetmelerinden, iki yüz stadyumluk turnelerinden kariyer sonuna kadar her zaman ön planda oldu Pink Floyd. Sahne ışıklandırmalarıyla, quadrophonic sistemler ile yaptıkları konserleriyle, tiyatroyu andıran sahne şovlarıyla her daim farklı olmanın peşindelerdi ve bunu başardılar.

Sevilmelerini sağlayan özellikleri ise yaptıkları yenilikler, küçük ayrıntılara verdikleri önem, Waters’ın felsefik kavramları, 70’li yıllarda fotoğraf çektirmeyip röportaj vermemeleri ile gelen gizem, 45’likler moda olmadan 45’likler çıkartmaları, albüm kapaklarının yaratıcılığı ile her türlü imkân sağlansa bile bir daha taklit edilemeyecek bir grup olacak Pink Floyd. Kuruldukları günden bu güne 55 sene geçmiş olsa bile hala dinlenebilme özelliği taşıyan ve hikâyeleriyle birçok gruba ilham olan bir grup Floyd.

Pink Floyd ile haşır neşir olmayanlar için şöyle bir dinleme rehberi var. Umarım işinize yarar.

 

Latest posts by Burhan Umut Korkmaz (see all)

Burhan Umut Korkmaz

Grup ve albüm incelemeleri yapıp, Rock müzik ve tarihi hakkında yazılar yazıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir