FEMİNİST KİMLİK: TÜRKİYE’DE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE FEMİNİZM HAREKETİ

Kadına yönelik şiddete zemin hazırlayan cinsiyetçiliğin karşısında toplumsal bir güç olarak verilebilecek önemli unsurlardan birisi feminist kimliktir. Sosyal bir varlık olan insan, kişisel değerlerinden oluşan ve bulunduğu çevrede kendini diğerlerinden ayıran bir kimliğe sahip olduğu gibi, diğerleriyle etkileşiminden doğan bir sosyal kimliğe de sahiptir. Feminist kimliğin tanımı kısaca, kendi içinde farklı bir konum içerse de genel olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini açıklamayı ve bu eşitsizliklerin üstesinden gelebilmek için gündem oluşturmayı amaçlar. Feminizmin temel objesi kadındır. Kadının toplumdaki statüsü, kadınların ev içi ve dışındaki rolleri, kadınının ezilmişliği ve sömürüsü, cinsiyet farklılıkları, ataerkil toplum yapısı, erkek egemen iktidar yaklaşımları ve baskıları geniş ölçekte tartışılan konulardır. Söz konusu konuların, geçmişte olduğu gibi günümüzde de gündemde olması, sorunların devam ediyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Feminist bakış açısı ve kadın sorunlarına yönelik ilgi, Batı ile eş zamanlı olarak 1970’lerden başlayarak yavaş yavaş artmış; Türkiye’de geçerli bir çalışma alanı olarak yer etmiştir. 40 yıldan bu yana devam eden süreç, hemen hemen bütün ülkelerde büyük zorluklarla ve mücadelelerle yaşanmış ve yaşanmaya da devam ediyor. Feminizm hareketi iletişim ve medya çalışmaları alanındaki kadın bakış açısına da güç vermiştir. Gerçekten de baskıcı toplum ve kültürel koşullar altında yaşamanın neye benzediğini, bu hissiyat yapısının içine nasıl yerleşildiğini kavramaya yönelen kültürel çalışmalar alanı, kadınların erkekler karşısında ikincilleştirilme algılarını fark ederek sergilemeye fırsat vermiştir. Dizilerden filmlere, haberlerden reklamlara kadar çeşitli medya içerikleri, eşitsizliğin göründüğü alanlar olarak çözümlenmiş ve medya gibi koşullar bu hareketin ilerlemesinde oldukça katkı sağlamıştır.

Batı’da 1980’lerde, özellikle kültürel çalışmalar yaklaşımının verdiği hızla, gazetelerde ve haberlerde kadınların nasıl temsil edildiğine yönelik bir ilgi iyice belirginleşmişken, Türkiye’de henüz haberlerde kadınların temsiline yönelik ciddi bir ilgi belirmemiştir ve bu yönde çalışmalarla karşılaşılmamıştır. Ancak ”kadın dergilerinde kadınların yer alması” gibi dolaylı bir odaklanmayla birlikte, kadın ve haber arasındaki ikilemler öne çıkmıştır demek mümkün. ”Kadın ve Medya,” “Medya ve Cinsiyetçilik” gibi genel temaların, 1990’larda, bu iki temel yönelim altında yapılan araştırmalar ve incelemelerin kitap veya makalelerle ortaya konulmaya başlandığını görmek mümkün. Örneğin, “Ulusal Gazetelerde Kadın İmajı” (1990) başlıklı makale, Ayşe Saktanber’in yazdığı “Türkiye’de Medyada Kadın: Serbest Müsait Kadın veya İyi Eş, Fedakâr Anne” başlıklı çalışmalar gibi (1990).

Türkiye’de kadın hareketi Atatürk ile birlikte ivme kazanmıştır. Atatürk, dünyada, devrimleri ile her alanda ihmal edilen Türk kadınına sosyal ve siyasal haklar kazandıran bir önder olarak tanınmaktadır. Siyasal ve sosyal haklarını kullanan kadının insanlığa mutluluk ve saygınlık getireceğine inanan Atatürk, Türk kadınının dünyada barış ve güvenlik için örnek olmasını ve iş hayatında aktif olarak yer almasını istemiştir. Ancak toplumda hala yer edinmeye çalışan kadınlar, geçmişten günümüze gelen hizmet ve itaat yarışından ötürü bugün hala geri plana atılıyor ve katlediliyor.

Kadınların başarıları, örnek yaşamları, şiddet, emek sömürüsü, cinsiyetçilik, taciz ve hak arayışları yönetmenlere de medya, kültürel bakış açısı gibi birçok alana ilham kaynağı olmuştur. Sinemada güçlü kadın karakterleri içeren senaryolar görmek, bu tarz filmlerin hepsinin aşk temalı olmadığını ve unutulmaz etkisi ile hafızalara kazınması oldukça gurur verici. Dünyanın neresine giderseniz gidin kadınlar erkek ve toplum baskısı altında bulunuyor ve bulunmaya devam ediyor. Bu baskıyı cinsiyet ayrımcılığı, fiziksel ve sözlü şiddet, taciz ve çok daha farklı şekillerde ne yazık ki görmek mümkün. Önemli olan toplumda dalgalar yaratmak, bu dalgalarında günümüzde oldukça fazla olduğunu, kadınların toplumda yer edindiğini ve öne çıktığını, 40 yıllık savaşın hala devam ettiğini biliyoruz ve gittikçe kalabalıklaşıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir