EURO2020 Günlükleri: Hollanda – Geleceğe Dönüş?

EURO2020’yi bekleyiş heyecanının doruğa ulaştığı günlerde, her futbolsever turnuvayı zihninde canlandırmıştır. Takip edebildiği milli takımların oyuncu kadrosunu, oyun yapısını ve karşılaşacağı rakipleri bir potada eritip; turnuvada ne kadar ilerleyebileceklerine dair bir görüş edinmiştir. Hatta sosyal medyayla, birazcık olsun, içli dışlı olan kimseler UEFA’nın resmî sitesindeki tahmin etkinliğine katılmış; kendi şampiyonunu çoktan belirlemiştir.

Biliyorum, çünkü hepsini ben de yaptım. Tahminlerimin bazılarında genel popülasyonla benzeştim, bir o kadarında da ayrıştım. Ancak Hollanda hakkında hemen herkesle benzer düşüncelere sahiptim. Portakalların turnuvada iyi sonuçlar elde edemeyeceğini, açık seçik ortaya koyan parametrelerim vardı kendimce.

Bir kere kenar yönetimi çok zayıf gözüküyordu Hollanda’nın. Ronald Koeman’ın ayrılışının ardından, teknik direktörlük kariyeri boyunca amiyane tabirle ‘bir baltaya sap olamamış’ Frank de Boer’un milli takımın başına getirilişi, birçok otorite tarafından olumuz karşılanmıştı. Kendisi de ilk maçlarında, bu olumsuz havanın haklı olduğunu ispatlar nitelikte performanslar gösterdi. Takımın sergilediği ahenksiz oyun, yenilikçi olmayan yapısı ve tartışmalı oyuncu tercihleri nedeniyle; ona karşı yapılan eleştiriler katlanarak arttı.

Bir de futbolcu tarafı vardı işin. Kulüp takımlarında yıldızlaşan birçok oyuncu, turuncu formayı giydiğine performans düşüklüğü yaşıyordu. Bosman Kuralı sonrasında oyuncularını çevre liglere dağıtmak durumunda kalan Hollanda gibi ülkelerin, uyum sorunu çekmesi alışılagelmiş bir durum da olsa, onların saha içerisinde yaşadığı kopukluk haddinden fazla göz tırmalıyorrdu. Ayrıca Hollanda’nın bazı mevkilerde, uzun dönemdir süregelen eksiklikler yaşadığı biliniyordu. Örneğin kanatlarda yüksek katkı alabildikleri hiçbir oyuncu yoktu. Mephis genel olarak milli takımda silik performanslar sergiliyordu; Promes potansiyelini gerçeğe dönüştürmeyi başaramamıştı; genç Bergwijn ciddi bir düşüş yaşamaktaydı…

Kısacası Hollanda, uyumsuzluklar içerisinde boğulan, kısır bir yapıya bürünmüştü. Bu turnuvaya gelirken de onlar hakkında olumlu düşüncelere sahip olan birine rastlamak zordu. Öyle ki ben, mevzubahis tahmin etkinliğinde, onların C grubunu üçüncü tamamlayacağını öngörmüştüm.

Ancak Frank de Boer’un öğrencileri henüz ilk maçtan bizi yanılttılar. Johan Cruyff Arena’da oynanan maçta Ukrayna’yı 3-2 mağlup eden Portakallar, sadece turnuvanın şimdiye kadarki en üretken oyununu sergilemekle kalmadılar, ayrıca Amsterdam kökenli Total Futbol’un birçok ilkesine sadık kalarak bunu başardılar.

HÜCUM YERLEŞİMİ

Maç sabahı Hollanda basınında yer alan haberlerde, Frank de Boer’un takımı 3-5-2 dizilişiyle sahaya çıkaracağı belirtiliyordu. Teknik direktörlerine karşı güvensizliğini bir kez daha ortaya koyan Hollandalı futbolseverler, bu karara tepki olarak bir uçak kiralayıp üzerine “FRANK, YALNIZCA 4-3-3″ yazmışlardı. Ancak de Boer bu tavsiyeye uymayıp, 3-4-1-2 benzeri bir dizilişle maça başladı. Bu 3-4-1-2, genelde top Ukrayna’dayken ortaya çıkıyordu. Ancak Hollanda’nın toplu oyunda gösterdiği yerleşim çok modern ve etkileyiciydi.

Hollanda topu orta sahaya taşıdıktan sonra her iki kanat beki de kendini 3. bölgeye atıyordu. Ön ikilinin solundaki Memphis, sol iç koridordan derine iniyor; Wijnaldum da bunun bir kopyasını sağ iç koridorda uygularken Hollanda, iki yaratıcı oyuncusuna topu hızla ulaştırmayı hedefliyordu. Böylece ortaya her iki iç koridorda aktif, kenar bekleriyle genişliği ve santrafor Weghorst sayesinde derinliği sağlayan bir hücum beşlisi ortaya çıktı. Ana planda geri dörtlüyü dar tutup sağ ve sol ön oyuncularından savunma yardımı almayı planlayan Ukrayna, ön oyuncularının Hollanda kanat beklerinin temposuna uyum sağlayamaması sonucunda, sıklıkla kenarlardan açık verdi.

Wijnaldum ve Mephis’in, sorumluluk almalarını gerektiren rolleri, Shevchenko’nun bir diğer savunma önlemini de boşa çıkarttı: Ukrayna rakibi karşılarken tamamen orta sahanın ortasını savunmaya odaklanmış durumdaydı. Ön üçlünün kurduğu hata orta sahadaki üç oyuncu katılıyor ve Hollanda’nın “beyin takımı” De Jong ve De Roon’a karşılık 6 oyuncuyla orta sahada üstünlük sağlıyordu Shevchenko’nun öğrencileri. Hollanda’nın bu ikiliyi orta alanda aktif kullanamaması, topu 3. bölgeye geçirmek için başka bir bağlantı yolu bulmaları gerektiği anlamına geliyordu. Bu gibi sekanslarda Mephis’in ve Wijanldum’un orta alana yaklaşarak topu almaları, Hollanda’ya merhem oldu.

TOPUN OLDUĞU YERDE YOĞUNLAŞMA

Topa sahip olma düsturu üzerine inşa edilmiş olan Total Futbol’da, topun olduğu yerde sayısal üstünlük kurabilmek çok önemlidir. Çünkü bu üstünlük doğru bir geometriyle birleşirse, oyunun iki yönünde de size avantaj sağlar ve topun sizde kalmasını kolaylaştırır. Yaratılan çokgenler sayesinde topu hızlı şekilde çevirebilir, rakibi çalkalayabilirsiniz. Ayrıca topu çevirdiğiniz esnada yaşanan herhangi bir top kaybının ardından, topu hızla kazanabilmeye elverişli durumda olursunuz; bu da topun ayakta kalmasını sağlamanın gerek şartıdır.

Frank de Boer’un takımı da bunu başarıyla uyguladı. Oyunculara tanınan serbesti ve sahadaki futbol zekâsı yüksek Hollandalı sayısının fazlalığı, bu gibi esneklik gerektiren organizasyonların başarıyla uygulanabilmesini sağladı.

ALAN DARALTMA

Total Futbol öğretisinin bir diğer maddesi, savunduğun alanı küçültmeye çalışmaktır. Öyle ki Total Futbol’un geliştiricilerinden Johan Cruyff, futbol hayatı boyunca bu konuya kafa yormuştur. Cruyff, bir savunmacının göstereceği performansın, oyuncunun ne büyüklükte bir alanı savunması gerektiğiyle bağlantılı olduğunu söyler. Bu öğretiyi takip eden her takım, savunmasını orta saha çizgisinin ilerisinde kurma eğilimindedir. Zira rakip yarı sahada kurulan bir savunma hattı, sadece o yarıda savunma yapmakla yükümlüdür. Böyle bir düzende oyuncuların çok kuvvetli veya agresif olmalarına gerek yoktur. Arkalarına sızabilecek pasları süpürmek için hıza ve rakip savunmadan seken topları kazanıp atağı sürdürebilmek için farkındalığa ihtiyaç duyarlar.

İlk fotoğrafta da görüldüğü üzere, De Boer’un Hollanda’sı bunu uygulamayı başardı. Kenar stoperlerdeki Timber ve Blind ikilisi, bahsi geçen hıza ve farkındalığa sahiptiler, ki birden çok kez seken topları alıp atak sürekliliğini sağladılar. Ukrayna karşısında Hollanda, De Vrij haricinde orijin savunmacı kullanmadı.

SİVRİLENLER

Bu oyun yapısı, Hollandalıların milli formayla yaşadığı kopuklukları ve form düşüklüklerini de gidermişe benziyor. Zira bu maçta birçok etkileyici bireysel performans da izledik. Birkaçından bahsetmek istedim.

19 yaşındaki Jurrien Timber çabukluğu, savunmadan top çıkartırken sorumluluk alması ve topla penetrasyonlarıyla; bir hayli olumlu eleştiri topladı. Maç öncesinde Nathan Ake’nin yerine ilk on birde çıkması beni şaşırtmıştı ancak genç savunmacı, benim güvenimi kazanmayı başardı.

Maçın 85. dakikasında galibiyet golünü atan ve böylece bu yazının yayımlanmasını sağlayan (Hollanda maçtan bir puan alsa da bu yazı yazılırdı belki ancak kesinlikle bu düzeyde pozitif bir havaya sahip olmazdı.) Denzel Dumfries, milli formayla sergilediği en iyi performansı izletti bize. Sol kanat bek Patrick van Anholt ile birlikte hücumda sağladığı genişlik, sürekli ceza sahasına girmeleri ve gol odaklı olmaları çok etkileyiciydi. Zaten Ukrayna savunmasını en çok zorlayan şeylerden biri de, bu iki kenar bekinin etkili oyunları oldu.

‘Prens’ Frankie de Jong, orta sahada kendisine karşı alınan sıkı önlemlere pek aldırış etmedi bu maçta. Belki orta sahada topu yönlendiremedi ancak yaptığı gol koşuları, birden hızlanarak attığı çalımlar ve takımın ağırlık merkezini, doğru zamanda doğru noktaya kaydırmasıyla klasını bir kez daha ortaya koydu.

BUNDAN SONRASI

Hollanda ilk maçında umut vermiş, hatta birçok insanın içerisindeki korlaşmış Hollanda ateşini alevlendirmeyi başarmış da olsa; hâlâ turnuvanın favorilerinden biri değil. Aldıkları bu galibiyetin ardından grup etabını geçmeyi neredeyse garantilediler ancak sonrasını getirip getiremeyeceklerini tahmin etmek zor. Gelgelelim, bu galibiyetin ardından Frank de Boer’un üzerindeki baskı hafifledi ve oyuncuların özgüvenleri yükseldi. Bir Hollanda sempatizanı olarak, benim de umutlarım ve heyecanım yeşermiş durumda. Sanırım daha önemli olan da bu heyecanı yeniden kazanmış olmak.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir