#DirenLeedsUnited / Manchester City – Leeds United – Premier League 32. Hafta

Premier Lig’in 32. Haftasında, futbolun zirvesindeki usta-çırak ilişkisi, bir kez daha gözler önüne serildi. Marcelo Bielsa önderliğinde harikalar yaratan Leeds United, müstakbel şampiyona konuk oldu. Pandemi etkisindeki sezonun getirdiği fikstür yoğunluğundan kaynaklanan genel tempo düşüklüğünden nasibini alan karşılaşma, buna rağmen, etkili bir taktiksel mücadeleye ve heyecan verici son dakikalara sahne oldu. Boynuz, kulağı bu maçta da geçemedi ve Leeds United, üç puanın sahibi oldu.

1) ANA PLANLAR

MANCHESTER CITY

Manchester City’nin maç başı planında, görmeye alışık olmadığımız bir durum yoktu. En görünür değişiklikler, oyucu tercihlerinde yapılmıştı. Hafta içi oynanacak olan Borussia Dortmund maçını düşünerek dinlendirilen Ruben Dias, Aymeric Laporte, Kevin De Bruyne, Riyad Mahrez gibi isimler, maça kulübede başladılar ve orada da bitirdiler.

Tekrar maç planına dönecek olursak; Manchester City, savunmadan çıkarken “W” (2+3) şeklinde diziliyordu. İki stoper genişliyor, bek oyuncuları Cancelo ve Mendy çizgide bekliyor ve Fernandinho da savunma önünde, merkezde kalıyordu. Bu tercih, bekler üzerinden, 1. bölgeden 2. bölgeye geçişi sağlayabilmek için yapılmıştı.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

Ancak, maçın bazı bölümlerinde, bu geçişi sağlıklı şekilde yapamadı City. Kimi sekanslarda Leeds United’ın adam markajı odaklı ön alan baskısı, Manchester City’nin savunmadan çıkış setine karşı üstün geldi. İşte böyle sekanslarda Pep Guardiola, sağ iç veya sol iç oyuncusunu, savunma önündeki üçlü hatta dahil etti. Derine gelen Zinchenko veya Bernardo, Leeds’in adam markajı dengesini zedelemeyi başarırken, bölgeler arasındaki bağlantıyı sağlama konusunda da etkili oldular.

Orta alanı aştıktan sonra Manchester City, yine alışık olduğumuz üzere sahaya yerleşti. Bu yerleşimde; Jesus sahte dokuz olarak derine iniyor, Sterling sol iç koridorda topu yönlendirmeye çabalarken Mendy, sol çizgiyi kullanıyordu. Sağ tarafta ise çizgiyi kullanan isim Torres’ti. İç koridorda Bernardo vardı ve Cancelo, tutucu bir bek gibi davranıyor, takımı hücumdayken merkeze yaklaşıyordu. Tüm bunlar gerçekleşirken Zinchenko, sürpriz ceza alanı koşuları atarak rakibin savunma dengesini alt-üst etmekle yükümlüydü.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

Guardiola’nın kurguladığı hücum yerleşimi, alışılagelmiş olmasına karşın, hâlâ etkinliğini koruyordu. Fakat, normalden biraz daha fazla savunma odaklı sahaya çıkan Leeds United’a karşı Manchester City, istediği sürekli üretimi sağlayamadı. Bielsa’nın alametifarikası olan adam markajı, rotasyon sebebiyle yaratıcılık baremi kısıtlanmış City’e geçit vermiyordu. Guardiola ise çareyi, savunmadan ileriye adam devşirmede ve mevkiler arasında yer değişikliği yapmada gördü.

Bu doğrultuda Mendy, atağın sağ taraftan geliştiği pozisyonlarda gol koşuları attı. John Stones, sık sık topla birlikte orta sahaya kadar çıkarak Leeds’in savunma hatlarını kırmaya çalıştı. Fernandinho, Zinchenko veya Bernardo ile yer değiştirerek hücuma katkı verdi.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

Gelgelelim bunların hiçbiri, aranan üretkenliği getirmedi. Çünkü Leeds United oyuncuları, Manchester City’nin anlık değişimlerine çok hızlı tepki verdi ve bu sayede savunma dengesi muhafaza edildi. Yazarken birkaç klavye darbesi vurarak hallettiğimiz, okurken ise gözlerimizin önünden saniyeler içerisinde akan bu özel mütekabiliyet durumu; şüphesiz ki, saatler süren çalışmaya ve müthiş bir eğitmenliğe dayanıyor. Sırf bu durum için dahi Marcelo Bielsa ve teknik ekibi ayrı; maçın tamamına yakın bölümünde konsantrasyonunu hiç kaybetmeyen Leeds United futbolcularını ayrı tebrik etmek gerekir.

LEEDS UNITED

Sıra geldi, yazının başından beri bahsettiğim Leeds United’ın ön alan baskısına. Leeds United’ın daha savunmacı bir anlayışla maça başladığını söylemiştim ancak Bielsa, ön alanda baskıdan ve rakibin savunma-orta saha geçişini zorlaştırma ilkesinden vazgeçmemişti.

İlginçtir, Chelsea maçına kıyasla, karmalığını yitirmiş ve tamamen adam markajı merkezli bir ön alan baskı planı oluşturulmuştu bu maçta. Yine Roberts – Bamford ikilisinden biri, rakibin savunma önü oyuncusuna (bu maçta Fernandinho) agresif bir adam markajı uygularken, diğeri de topa sahip olan stopere baskı yapıyordu. Kanatlardaki Raphinha ve Costa, tamamen beklerle oynuyordu.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

Bu başarılı planın yanı sıra, az önce de belirttiğim gibi, Leeds oyuncularının konsantrasyonu ve özverisi, onların müthiş bir savunma performansı sergilemelerini sağlamış oldu.

Savunmadan çıkarken ise Bielsa, Guardiola’ya benzer şekilde, bir “W” dizilimi almayı tercih etmişti. Ama Leeds’deki farklılık, beklerin davranışlarında gizliydi. Manchester City’de Cancelo’nun zaman zaman merkeze yaklaşmasının aksine, Leeds United’ın iki beki de çizgiye kazık çakmıştı. Ayrıca Leeds’in bek oyuncuları Ayling ve Alioski, biraz daha kendi kalelerine yakın konumlanıyorlardı. Bu davranış da, kaleci vuruşlarında topun onlara atılmasını kolaylaştıran bir etkendi.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

2) KONFOR ALANININ DIŞINDA

Pep Guardiola, hücumdaki eksikliklerinin farkındaydı ve muhtemelen, devre arasında bazı değişikliklere gitmeyi planlıyordu. Ancak önce 42. dakikada gelen Leeds United golü, sonrasında Leeds stoperi Cooper’ın, 45’te oyundan ihracı; bu muhtemel değişikliklerin keskinleşmesine sebep oldu.

Öne geçtikten hemen sonra on kişi kalan ve santraforunu oyundan çıkartarak stoper bölgesini yamamak zorunda kalan rakibine karşı Guardiola, ikinci yarının başında 3-5-2’ye döndü. Tipik bir 3-5-2’den ziyade, iki kenar oyuncusun da tamamen hücuma odaklı olduğu bu yapıda City, hücumlarda bir kişi fazla oluyordu.

İlk etapta takımın dizilimi bu şekildeydi: Ederson; Cancelo, Stones, Ake; Fernandinho, Torres, Bernardo, Zinchenko, Mendy; Jesus, Sterling.

Guardiola - Bielsa düellosu, yine çetin ceviz bir mücadeleye sahne oldu. Leeds'in 2-1 kazandığı maçın taktiksel detayları, bu yazıda.

Guardiola’nın öğrencileri bu yerleşimle beraber topu rakip ceza alanına götürmeyi başarmıştı ama sağlanan üretim, sağlıklı setler sayesinde değil; gelişigüzel kanat ortaları ve duran toplar vasıtasıyla sağlanıyordu.

Daha sonra Pep, Nathan Ake’yi çıkardı ve sahaya İlkay Gündoğan’ı attı. En uçtaki Jesus’un sürekli derine gelerek arkasında alan açtığı bu denklemde, gol bölgesindeki alanları değerlendirme konusunda ustalaşmış olan İlkay, buradan bir şeyler çıkarabilirdi. İlkay’ın girmesinin ardından Zinchenko sol stopere geçti ve İlkay sol içe yerleşti.

Fakat Leeds United’ın 9 kişilik savunma seti, uzaktan şutlar haricinde nefes aldırmadı ev sahibine. Bunun üzerine Guardiola, Mendy yerine Foden’ı oyuna aldı. Böylece Foden sol çizgiye yerleşirken, Torres ön ikiliye ve Sterling sağ çizgiye geçti. Ve bu hamlelerden iki dakika sonra, Torres’in ayağından beraberlik golü geldi.

Manchester City, beraberlikle yetinmeye niyetli değildi. Baskın ve defansif riskler doğuran oyunlarında ısrarcı oldular. Bunun üzerine, enerjisi tükenen Fernandinho ile maç boyunca inanılmaz düzeyde ofansif katkı vermiş olan Stones yer değiştirdi. Savunma önüne geçen Stones, sık sık rakip savunmayı yarıyordu. Ancak Fernandinho’nun stopere geçişi, Maviler’in felaketi oldu.

Önce Raphinha, bir kontra atakta topu City ceza sahasına kadar getirdi ancak Ederson’a takıldı. Bundan birkaç dakika sonra, bu sefer Alioski’nin topu getirdiği ve Fernandinho’nun önünden pasını aktardığı bir kontra atakta; maç boyu çok efor sarf eden ve takımının ilk golünü de atmış olan Stuart Dallas, müthiş koşusunun ardından topu ağlarla buluşturmayı başardı.

Şampiyonluğun ve Şampiyonlar Ligi’nde ilerlemenin kritik bir eşiğinde olan Manchester City, puan avantajını yitirmese de, moral olarak ağır bir darbe aldı. City destekçilerine geçmiş olsun diyor; bu muhteşem mücadeleyi bizlere izleten tüm aktörlere şükranlarımı iletiyor ve siz okuyuculara da teşekkür ettikten sonra, yazımı burada noktalıyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir