Bu Bir Veda Mıydı?

Dünya futbolu, her daim iki futbolcunun “en iyi” olma mücadelesine sahne olmuştur. En eskilere gidilince, akıllara Eusebio ve Pele gelir mesela, onları takiben, bir Dünya Kupası’nı etkisi altına alan fakat tadı futbolseverlerin damağında kalmış olan Cruyff – Beckenbauer kapışmasına denk geliriz. 80’ler, çok başlılığın hüküm sürdüğü bir dönemdir, bu bakımdan. Zirve Maradona’ya aittir fakat “en iyi” ünvanını kazanmak için bir rakibini alt etmesi gerekmemiştir. Öyle ki, spor kamuoyu ona rakip olarak 60’ların yıldızı Pele’yi uygun görmüştür. 90’lar ve 2000’lerden de bir sürü ikili rekabet yazılabilir fakat tarihin gördüğü en dominant ikili, Ronaldo – Messi’den başkası değil. Bu iki futbolcu, 15 senedir Dünya Futbol Arenası’nda dövüşen birer gladyatör aynı zamanda. Bence onları eşsiz yapan; iki ayrı kutba ait olmaları, iki farklı ekolü temsil etmeleri ve en iyi olmak için birbirinden bağımsız yollar izlemeleri. Aşağıda, belirttiğim bu durumu birkaç cümleyle örneklendirdim.

İnsanları özelliklerine veya tercihlerine göre ikiye ayırmak, düpedüz sığlıktır. Zira insanlık, ikiden çok daha fazla parçaya bölünmüş durumdadır. Eğer insanlığı sonsuz bir sayı doğrusuna yerleştirecek olursak, mevzubahis ikiliyi en uçlara yerleştirmek durumunda kalırız. Çünkü Messi ve Ronaldo, profesyonel futbol oynamaya başlamalarından bu yana, aklınıza gelebilecek her dalda ayrışıyorlar.

a) Kariyer Yolları ve Kişisel Değişimleri

İzledikleri kariyer yolunu ele alalım. Messi, Barcelona’nın La Masia’sı sayesinde keşfedilerek genç yaşta Katalan kulübünün yolunu tuttu ve basamakları kulüp içerisinde tırmandı. Halihazırda iyi performans gösteren bir takımın içinde, önce Rijkaard sonra da Guardiola’nın çalıştırıcılığı altında oyamaya başladı. İlk başlarda dahi öylesine komple bir futbolcuydu ki, oyun tarzına bir-iki ufak şey ekledikten sonra, 28 yaşına kadar hiç değişmeden zirvede kalabildi. Guardiola’dan sonra gelenler onu en uç yerine sağ çizgide kullandı ama o hep, oyunu merkezden oynayan bir oyuncuydu. 28 yaşından sonra çok daha az koşan, topun ayağında olmadığı anlardaki etkisini yitirmesine rağmen tüm takımı tek başına yönlendirebilen bir oyuncuya dönüştü ve bu yolda ilerlemeye devam ediyor.

Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi, belki de son defa karşı karşıya geldi. İkili Avrupa futboluna yavaştan veda ederken ben, onların dünyayı kavuran rekabetine değindim.

Cristiano Ronaldo tarafında durum farklı. O, ilk oynamaya başladığı yıllarda çok hızlı, oldukça yetenekli bir kanat oyuncusuydu. Ancak edindiği sokak futbolu alışkanlıklarından ötürü, ne zaman pas vermesi gerekeceğini bilmiyordu. Ayrıca oldukça çelimsiz bir görüntüsü vardı. Nacional da Madeira’dan Sporting’in altyapısına transfer olurken, onun için birkaç futbol topu ödeyen kulüp yetkililerinin bazıları, Cristiano’nun bu çelimsiz halinden şüphe duymuşlardı. Ancak Ronaldo, alt yaş takımlarında geçirdiği yıllarda güçlenmeyi başarmış ve futbolun temeline dair eksiklerini gidermişti. Yine de hızlı bir kanat oyuncusuydu işte. A takımdaki ilk yılının ardından, ona başka tipte bir kariyer hediye edecek olan Sir Alex Ferguson’ın eline gitti. Özellikle 2005’ten sonra, gol atma becerisi kazanmış bir “kanat-forvete” evrildi. Sol kanattan ceza sahasına şimşek gibi giriyor ve rakibin savunmasını perişan ediyordu. 2009 yılına gelindiğinde, Messi’li Barcelona’nın önünü kesmek amacıyla “Galacticos III”ü kurmaya çalışan Florentino Perez’in ağına takıldı. Şahşahaya pek düşkün olan Perez, 94 milyon Avro ödeyerek bir rekor kırdı ve Cristiano’yu Real Madrid’e getirdi. Ronaldo, Real Madrid kariyeri boyunca eksiksiz bir “kanat – forvet” oyuncusu oldu. İspanya’dan ayrılma zamanı geldiğinde o, her şartta gol atmayı becerebilen bir santrafor olmuştu. Hülasa; Cristiano Ronaldo, Messi’nin aksine, kendini ve takımını sürekli değiştirmek zorundaydı.

Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi, belki de son defa karşı karşıya geldi. İkili Avrupa futboluna yavaştan veda ederken ben, onların dünyayı kavuran rekabetine değindim.

b) Yaşam Tarzları

Futbolcuların nasıl yaşadığı, hem hayata yaklaşımları hem de futbola bakışları hakkında fikirler verir bizlere. En iyi olmak için daima farklı yolları şeçen bu iki adam, yaşam tarzları olarak da pek benzerlik göstermiyorlar.

Cristiano Ronaldo, henüz 20’lerinin başındayken bile basının bir numaralı haber malzemesiydi. Portekiz formasıyla İngiltere’ye bir maça çıktığında Manchester United’ın futbolcusuydu ve o maçta Rooney’nin oyundan atılması için hakeme şiddetli bir itirazda bulunmuştu. Sonuçta Rooney kırmızı kart görmüştü. Cristiano İngiltere’ye döndüğünde, büyük bir nefretle karşılandı. İnsanlara sahada oynadığı futbolla cevap vermeyi, belki de o olaydan sonra öğrendi. Ardından bir tecavüz suçlamasıyla yargılanmaya başladı. Irina Shayk’la olan aşkı, pahalı arabaları, Cristiano Ronaldo Jr.’ın annesinin açıklanmaması derken hep gündemin birinci maddesi olmuştu. Kendisi için özel hazırlanmış bir ortamda, onun ne harika bir futbolcu olduğunu gözler önüne seren belgeseli yayımlandı. Fakat o, tüm bu “şımarık çocuk” algısını yıkarak müthiş bir profesyonel gibi davrandı ve özel hayatında yaşadığı her şeye rağmen performansını en yukarıda tutmayı başardı.

Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi, belki de son defa karşı karşıya geldi. İkili Avrupa futboluna yavaştan veda ederken ben, onların dünyayı kavuran rekabetine değindim.

Lionel Messi ise hiçbir zaman magazincilerin dikkatini çekmedi. Ronaldo kadar karizmatik değildi, gece kulüpleri ilgisini çekmiyordu ve aslında geleneklerine bağlı bir insandı. Onu gazetelere taşıyan şey saha içinde iyi veya kötü yaptığı şeyler oluyordu. Bir vergi kaçırma davası haricinde, saha dışı olaylarıyla gündeme geldiği yoktu. Şehrin dışındaki sakin evinde, pek gösterişli olmayan bir yaşam sürüyor kendisi.

Şimdilerde ikisi de, başkaları tarafından en üst düzey futboldan koparılmış durumda ve bu, beni fazlasıyla rahatsız ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir