Beyaz Kale- Orhan Pamuk ( Tanıtım ve İnceleme)

İnsanların uğraştığı işler, oluşturduğu yapıtlar bireysel deviniminin izlerini taşır. Türk Edebiyatı’ nda önemli yere sahip olan Orhan Pamuk’un deviniminin en bariz örneğini oluşturan Beyaz Kale’de, yazarın bugün bilmiş olduğumuz edebi yönünün temel motiflerinin izlerine bolca rastlayabiliriz. 134 sayfadan oluşan bu eser giriş, hikaye ve yazarın son sözü ile okuyucuya sunulmaktadır.

Romana başladığımızda karşımıza çıkan giriş bölümünde yer alan karakterin( Faruk Darvınoğlu) yazarın bir önceki eseri olan Sessiz Ev’ de başkarakter olması, yazarın kendisine yaptığı ufak bir jest olmakla beraber okuyucuların da dudaklarında tebessüm oluşturuyor.

 

Kitabın oluşumuna dair kendi çapımda size aktardığım bu bilgilerden sonra kitaba başlamak isteyenlere yönelik romanın konusuna değinip siz değerli okuyucuları bu yazıdan azat etmeyi düşünüyorum.

17. yüzyılda Venedik’ten Napoli’ye gitmekte olan bir Venedikli Türk Donanması’ na esir düşer. İstanbul’da zindana atılan Venedikli; tıbbi alanda, astronomide ve daha birçok alanda bilgi sahibi olduğu düşünülmesinden dolayı esirler arasından farklı bir konum kazanır ve yine kendisi gibi bu alanlara ilgisi olan bir Türk bilgini( kitapta hoca karakteriyle bilinmektedir) tarafından satın alınır. Venedikli’ yi satın alan kişi kölenin bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak ister. İlk başta tek taraflı başlayan bu bilgi aktarımı zamanla yerini karşılıklı bilgi alışverişlerine, sabahlara kadar süren sohbetlere en sonunda da duygusal aktarımlara bırakır. Zamanla çocuk padişaha hizmet vermeye başlayan Venedikli ve Hoca’nın ilk projesi havai fişek gösterisi olur. Bu ikili çocuk padişah için hayvanları konu alan kitap yazmaya, vebanın kol gezdiği İstanbul sokaklarından veba salgınını uzaklaştırmaya, en sonunda da padişahın savaşlarda kullanabilmesi için yeni bir silah tasarlamaya başlar. Tüm bunlar olurken Venedikli köle ve hoca arasında oluşan bağ, zamanla birbirlerinin karakterleri üzerine derinleşmelerine olanak sağlar. Batı ile Doğu’nun benzer ve farklı yönlerinin yaşam şekilleri üzerindeki etkisiyle oluşan bu uçurumlardan beraber atlamaya çalışan iki karakterin macerasına kapı aralayan bu eserin, okuyucunun üzerinde tanımlayamadığım bir etki bıraktığını düşünüyorum. Yer yer psikolojik olarak zorlayan bu eser, karakterlerle senkronize şekilde okuyucunun da kendi varoluşsal sancılarına ve içsel karmaşalarına yönelmesini olanak sağlıyor.
Zamanın akışıyla beraber değişen gelişen insan tabiatının hayattaki iz düşümünün de gelişip değişmesine dışarıdan tanık olmak, kendi adıma bilişsel orgazmın temel dinamiğini oluşturuyor. Buna rağmen Orhan Pamuk’ un kitaplarını kronolojik olarak okumamamdan dolayı hayıflanmalarından mı, yoksa gerçekten diğer eserlerinin yanında sönük kalmasından mı bilemiyorum ama bu kitaptan arzuladığım aktarımı alamadığımı düşünüyorum. Eğer siz hala Orhan Pamuk eseri okumadıysanız kronolojik sıraya göre okumanızı ve Orhan Pamuk’ un adımlarına eşlik etmenizi önerir, iyi okumalar dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir